|
Sana gitme diyemediğim zaman; gözlerine baktım
ağlamaklı ve çaresizce. Belki anlar anlar da gitmez
diyen bir umutla. Ellerin kayarken ellerimden
yavaşça seni seviyorum dedim sessizce belki de vaz
geçip yanımda kalmanı bekleyerek.Sararken kolların
beni yavaşça kokluyordum saçının her telinive güzel
tenini unutmak istemezcesine. Verirken bana son
buseni akıyordu gözlerimden yaşlar usulca.
Sana gitme diyemediğim zaman; ağlıyordum önce
sessizce bir köşede dönecek diyen bir umutla.
Gözyaşlarımı akıtırken gönlüme ılık ılık başımı
kaldırıp bir daha baktım ardından belkide geri
dönmeni bekleyerek. Düşerken kar taneleri
kirpiklerime hayalin vardı gözlerimde ve hala kokunu
duyuyordum esen rüzgarda. Fırtınalar eserken
ardından son busenin sıcaklığı duruyordu yanağımda.
Sana gitme diyemediğim zaman; bir yanlızlık resmi
çizildi önce. Sonra hafiften bir rüzgar esti,
üşümeye başladı ellerim senin yokluğunu
hatırlatırcasına. Bir buruk ses vardı hala kulağımda
sevda türküleri söyleyerek rüzgarın uğultusuna
karışan. Sessizce sallarken elimi ardından bir küçük
tebessüm belirdi yüzümde bu son vedaya aldırmayan...
.....Bazı
duygular vardır anlatılamaz , anlaşılır sadece. Sevenin
sevdiğini bilmesi kadar ; Sevilen de anlar sevildiğini.
Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez. Çoğu defa bir
bakış yeter de artar bile...
.....Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu sevme hakkından
alıkoyamaz. Sevmek Çoğu zaman var olmaktır. Sonunda bizi yok
olmaya ****ürse bile. Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı
kullanıyorum. Sen bile buna karşı koyamazsın.
.....Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayıştı
sevgilerim. Bir zaman başkalarında aradım seni , başka
yüzlerde , başka ellerde aradım. Aldandım , fakat bir gün
seni bulmak ümidini kaybetmedim . Nasıl olsa gelecektin bir
gün. Ve işte geldin de ! Bana tatmadığım hüzünleri
tattırmaya , bilmediğim kederleri öğretmeye geldin .
.....Acıdan yana ne almışsa yaşamadığım hepsini bir bir sen
yaşatacaksın bana . Bir gün yaşamanın gereksizliğini de
senden öğreneceğim. Bu selin akışını hiçbir şey durduramaz
artık . Ummadığım ve ummadığın bir anda çıktın karşıma .
Coşkun ırmaklar gibi , amansız seller gibi geldin ,mutlaka
yıkarak ve benden birçok şeyleri beraberinde sürükleyerek
gideceksin. işte o zaman yoklukların en dayanılmazı ile
karşı karşıya kalacağım .
.....Er geç gideceksin ; beni anlayamadan , beni sevemeden
gideceksin . Yalnız bir iç kırıklığı kalacak senden ,
tesellisiz bir hüzün kalacak .Yıllardır aradığım sendin ,
ama sen gittikten sonra başkasını aramayacağım . Gelmeyecek
bile olsan , ömrümün sonuna kadar arardım seni .Ama geldin
bir kere ;ister bilerek gelmiş ol , ister bilmeden ...
.....Geldin ya ! Şimdi her şey güzel seninle . Yürümenin
konuşmanın , nefes almanın bir başka anlamı var artık. Sen
varsın ya her şey bambaşka gözlerimde...
SEVGİYİ
TARİF ETMEYE KALKSAM, SENİ ANLATIRDIM DÜNYAYA . . .
Korkunun olduğu yerde aşk yoktur. Cesarettir sevmek.
Düzenlere,oyunlara,kötülüklere meydan okumaktır. Sevmek;
uzaklaşmaktır yalandan,bencilliği hiçe saymaktır. Bir başka
açıdan da inanmaktır sevmek.Gerçekten inanmaktır, tümden
inanmaktır. İnsan sevince; sevdiğine bütünvarlığı ile teslim
olmamışsa, yeteri derecede sevmemiş demektir. Ve ona
kayıtsız şartsız inanmıyorsa, sevgiden bahsetmeye bile hakkı
yoktur.
Kıskançlık; inancımızın bütünlüğü ölçüsünde besler aşkı.
Şüpheyse öldürür.Şüphenin olduğu yerde inancın yeri olmaz.
Sevgiden bahsedilemez orad****ıskançlıksa; kutsal bir
duadır, dudağında sevenlerin.
Sevmek; var olmaktır bir bakıma,derinden bakılınca yokluğa
benzer.Sevmek bütünlenmektir. Çok seven eksildiğini
zanneder,oysa artmaktır sevmek, çoğalmaktır. Çevrenin
gözlerimizden silinmesi, önce bir eksilme hissi verir
insana. Fakat o her şeyimizi varlığı ile doldurdukça
arttığımızı anlarız. O bir tek kazanç, bütün kayıplarımıza
bedeldir.
Bir an gelir; her şeyi onunla değerlendirmeye başlarız. O
bugün mutluysa yaşamak güzeldir. Kabımıza sığmayız. Şarkılar
söylemek gelir içimizden. O kederliyse, gözlerimizde herşey
kederlidir artık. Bütün güzellikler bir bir yitirirler
anlamlarını. O anlarda ölümü düşünür de, yine ölemeyiz
kurtulamamak için.
Yanmaktır, tutuşmaktır sevmek ve yaşadıkça hiç sönmemektir.
Dinle, sana sevmenin ne olmadığını söyleyeceğim önce. Ne
olduğunu sonra anlayacaksın.
Dinle, sevmek alışveriş değildir. Geometri değildir,
aritmetik değildir. En değerli şeydir belki, ama
karşılığında hiçbir şey alınmaz. Karşılıksız bir çeke
atılmış kuru bir imza değildir sevmek. İskambil kağıdı
değildir, zar değildir, bir dilim değildir, hesap pusulası
değildir sevmek.
Sevginin bedeli yine sevgiyle ödenir, altınla değil.
Sevilmekse; sevmenin mükafatıdır ancak, karşılığı değil. Bir
sevgiye eş bir başka sevgi olamaz. Çünkü her sevgi
birbirinden büyüktür. Sevgi tartılamaz, sevgi ölçülemez.
Sevgi; gram değildir, mesafe değildir. Derinlik sanırsınız,
yüksekliktir o. Sevgi; dudak değildir, göz değildir, saç
değildir. Sandalye değildir sevgi, yatak değildir, çarşaf
değildir. İçki değildir, içemezsiniz fakat herşeyden
güzeldir sarhoşluğu. Geçip karşısına seyredemezsiniz,
manzara değildir, tablo değildir, heykel değildir.
Okuyamazsınız kitap değildir. Bilmece değildir,
çözemezsiniz. İsteseniz de içinizden atamazsınız. Kan
değildir, kesip damarınızı akıtamazsınız. Siz ağladıkca o
güçlenir içinizde. Akmaz, gözyaşı değildir. Kuş değildir
uçmaz, çiçek değildir koklanmaz. Bitmez çile değildir. Ne
desen o değildir sevmek.
DUYGULAR
duygularımı en ince detaylarıyla anlatmak istiyorum,okadar
acı ve hüsranla doluki kalbim
bir türlü kaleme alıpta yazamıyorum en başta seni yazmak
istiyorum sayfalar dolusu; ister bir sayfa tutsun ister
yüz
seni yazmak istiyorum...sonra ikimizinde kandığı o
aptalca aşkı...nefret ve kinle dolup taşan o aşkı yazmak
istiyorum,
ve sonra terk edilişleri...günler geçipte sen gelmeyince
işte o zaman bütün her yanımı sisler kaplıyordu,ne seni
görüyordum nede çevremdekileri...
işte her zaman böyle yazmak istiyorum,sayfalarca ve
saatlerce hep seni canım,
ama şimdi şu anda yazmak şöyle dursun onları görmek bile
istemiyorum isteksizce yazılan şu duygularım inan
gerçekler değil canım....
ruhum ve benliğim bunların hiçbirisini arzulamıyor,hepsi
hepsi daima seni arzuluyor..
sonra tekrar seni yazmak istiyorum sayfalara senin
hayatını senin yaşamını ve senin için güzel olanı
benim için acı ve hayal kırıklığı..o muhteşem evliliği
yazmak istiyorum;ben bunca zamandır hep ayaklar altına
aldım o güzelim duyguları
sonra kaybolan bir evlilik ve çocuklar işte böyle oldu
duygularım...
aşkı sevgiyi unuttu artık kalbim zaman geçmek bilmiyor,
bu acı duyguların içinde kapkaranlık oluyordu
duygular.sevgiyi barışı unutuyordu o zaman...
kin nefret herşey böyle oluyordu canım,duygularımı böyle
anlatmak istemezdim sana..güzeli en güzeli yazmak
isterdim sayfalara
inan ömrüm yetmez duygularımı anlatmaya kağıtlara
dökmeyesayfalara sığdırmaya...
ELVEDA
BITANEM
Sabah uyandiginda midesinde bir yanma hissetti yanmanin
nedeni aksam yedikleri degil uyanir uyanmaz bugün
yapacaklarinin aklina gelmesiydi. Bugün 2 yildir götürmeye
çalistigi bir birlikteligi bitirecekti aslinda bunda geç
bile kalmisti. Bitmeli dedi içinden her gün; bu tatsiz
uyanis bitmeli... Içinde bir muhakeme baslamisti, kendi
kendine söyleniyordu:
“Ona da haksizlik etmek istemiyorum belki hatali olan
benim.... Bulunmaz Hint kumasi degilim ya, görünüs olarak
himmm yakisikli çocuk denilecek biri hiç degilim.... Ama
yaptim çok çalistim bitmesin diye kendimle mantigimla çok
kavga ettim olmadi....” Genç adam bunlari düsünürken surati
sekilden sekille giriyordu. Süratle giyinerek disari çikti,
bugüne kadar hiç bekletmemisti onu simdide bekletmemeliydi.
Istanbul soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu.Genç adam
gökyüzüne bakarak iç geçirdi bulutlar bizim
yasayacaklarimizi biliyor onlar bile agliyor halimize.
Birkaç saatlik yolculuktan sonra Kadiköy iskelesine geldi
her zamanki gibi yine ilk kendisi gelmisti bulusma yerine.
Birkaç dakikalik beklemeden sonra karsidan kiz arkadasinin
geldigini gördü, simdi midesindeki agri daha da artmisti.
Karsilama faslindan sonra Besiktas a gitme karari aldilar,
yolculuk sirasinda hiç konusmadilar; genç adam günesin
yoklugunda grilesen denize bakiyordu. Genç kiz arkadasinin
bu durgunluguna anlam verememisti, öyle ya nereden bilecekti
bu gün ayrilik çanlarini çaldigini.
“Üsüdüm” dedi genç kiz, bu yolculuk boyunca edilen tek lafti.
Besiktas a geldiklerinde bir cafe de oturdular, genç kiz
anlamisti kendisine bir sey söylenmek istendiginin... “Bana
bir sey mi söylemek istiyorsun” dedi, genç adamin gözlerine
bakarak. Genç adam gözlerini kaçirarak “evet” seklinde
basini salladi.
Genç kiz daha da heyecanlanmisti. Biraz da sinirlenerek
“söyle öyleyse ne diye bekliyorsun.”
Genç adam içini çektikten sonra “sence biz nereye kadar
gidecegiz, daha dogrusu biz iyi bir ikiliyiz”
“Bunlari sorma geregini neden duydun.” dedi genç kiz.
Genç adam söze basladi: “bak canim bundan birkaç ay önce
aksam saat 11:00 civariydi sanirim, hatirladin mi?
Genç kiz “evet hatirladim” dedi, ama genç adam genç kizin
sözünü bitirmesini beklemeden “o aksam seni düsünüyordum
diger aksamlarda oldugu gibi senin için bir siir yazmistim
onu o an sana okumak istemistim, sana telefon açtigimda
siirimi bile dinlemeden simdi sirasi mi canim ya senin de
isin gücün yok mu demistin bana. Biliyor musun o an bir kaç
yumruk yedikten sonra kroki durumuna düsen bir boksör gibi
olmustum sessiz kalip özür dileyerek telefonu kapatmistim.
Daha sonra bu siiri benden hiç istememistin. Ve bunun gibi
bir çok defa tartismamiz oldu. Geçenlerde hasta olup
yataklara düstügümde arkadaslarimla birlikte sen de gelmis,
Meral in bana sen sanslisin Nalan sana bakar sözüne karsilik
sinirli bir edayla “aaaa banane isim yok da sana bakacagim,
annen baksin demistin bunu da hatirladin mi?”
Genç kiz tekrar “evet” dedikten sonra saskin saskin “evet
ama bunlari neden hatirlatiyorsun bilmiyorum. Biliyorsun
benim kisiligim böyle, duygusalligi sevmiyorum . Ve hasta
bakici gibi göründügümü de kimse söyleyemez.”
Genç adam güldü “Evet canim bak burda haklisin, sen zaten
olmak istesen bile bu kalbi tasidigin müddetçe hasta bakici
hemsire falan olamazsin.”
Genç adam devam etti “bana simdiye kadar kaç kere sabahin
erken saatlerinde güzel sözcüklerden olusan bir mesaj
çektin, hiç hatta günün hiçbir saatinde çekmedin.
Duygusalligi sevmeyebilirsin ama sen seni seven insanlari
mutlu etmeyi de sevmiyorsun, halbuki ben senin tam tersine
kendimden çok insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni
tanidigimdan beri her sabah aksam, gece yani seni andigim
her saat tatli sözcük mesajim vardi senin için biliyor
musun? seninle ben ak ile kara gibiyiz”
Genç kiz anlamisti, “yani ne istiyorsun benden sair olmami
mi?”
Genç adam tekrar gülümsedi içinden dün gece verdigin ayrilik
kararinin ne kadar dogru oldugunu düsünüyordu.
“Hayir dedi sair olmani istemiyorum zaten olamazsin da;
yalniz biz ayrilmaliyiz, ayrilirsak ikimiz içinde en
hayirlisi bu olacak.”
Genç kiz sasirmisti, “Neden ama ben seni seviyorum, senin de
beni sevdigini saniyordum.”
Genç adam iç çekerek “hayir canim sen esas beni sevdigini
saniyorsun, eger beni sevseydin simdi burda baska seyler
konusuyor olurduk.”
Genç kizin gözleri yasarmisti, Genç adam cebinden çikardigi
mendili uzatti, genç kiz göz yaslarini silerek kesik bir
sesle “Sen bilirsin, umarim beni baska biri için
birakmiyorsundur.”
Genç adam “Nasil böyle bir seyi düsünürsün, senden baska
olmadi ve uzun sürede olacagini sanmiyorum.” Genç adam ve
genç kiz iki sevgili olarak oturduklari masada artik iki
yabanci gibi duruyorlardi. Istanbul yagmurlarla yikanirken
yagmura iki sevgilinin umutlari da karisiyordu.
Birkaç dakika sesiz oturduktan sonra genç kiz “kalkalim
istersen” dedi.
Genç adam ben biraz daha burda kalmak istiyorum, istersen
sen kalkabilirsin. Genç kiz “tamam o zaman sana mutluluklar
dilerim” diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli
titriyordu genç adam “arkadas olarak beraberiz ama sen
istersen tabi” dedi. Genç kiz evet” anlaminda basini salladi
ayrilirken son kez sarildilar birbirlerine.
Genç kiz uzaklasirken genç adam masada dondu kaldi vakit
ögleni bulurken yagan yagmur yerini günese birakmisti, ama
genç adam titriyordu onu titreten açan günese ragmen esen
rüzgar miydi, yoksa kalbindeki ayrilik acisi miydi.
Saatlerce dolasti devamli kendini sorguluyordu hatayi bastan
yaptim diyordu, ama yasadigi güzel günlerde
olmustu.”allahim” dedi “allahim güç ver bana”.
Dostlarini düsündü onlarin dediklerini düsündü. Arkadaslari
sizler birbirine zit insanlarsiniz yol yakinken dönün bu
yoldan dememis miydiler. Tabi ya dogru olani yapmisti.
Saatler geçtiginde artik günes yerini yildizlara birakmisti,
eve döndügünde yürümekten bitap duruma düsmüstü. Kendisini
karsilayan annesine hiçbir sey söylemeden kendi odasina
gitti. Gece bir türlü bitmek bilmiyordu anilarin agirligi
altinda eziliyordu genç adam, ama sabah erken kalkip ajansa
gidecekti, bunun için uyumasi gerekiyordu.
Birkaç saat sonra genç adam uykuya dalmayi basarmisti ve
sabah 7 de saatin zirlamasiyla uyandi genç adam. Evden
çikacagi zaman cep telefonuna bakti, mesaj ve 10 tane
cevapsiz arama vardi. Genç adam yorgun oldugu için
duymamisti telefonunun sesini. Cevapsiz arama ve mesaj
canimcim dan gelmisti canimcim onun Nalana taktigi isimdi,
heyacanla mesaji açti mesajda sunlar yaziyordu.......
“Sadece onlari sevmeyi sevdim Hepsini onlarsiz yasadim da
Bir seni sensiz yasayamiyorum Bu aski tek kalpte
tasiyamiyorum Sana yemin güzel gözlüm bir tek seni sevdim Ve
seni severek ölecegim, ELVEDA BIRTANEM.......”
evet, genç adam sasirmisti, mesajin gelis saatine bakti
sabahin besini gösteriyordu güldü kahkahalar atarak güldü
onu tanidigi ve arkadas oldugu günden beri ilk defa bir siir
aliyordu ve ilk defa bu saatte araniyordu....
Heyecanla hizli arama yapti, çalan telefonu yabanci bir ses
açti.
Genç adam “Nalan ile görüsebilirmiyim” dedi. Fakat karsidaki
agliyordu, hiçkira hiçkira agliyordu; “Ben onun annesiyim
yavrum, canim kizim bu sabah intihar etti. Gece odasinda
birilerini arayip durdu, sabah odasinin isigini sönmemis
görünce merak ederek odasina girdim, ama yavrum kendini
asmisti.”
Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide
agrisinin iki katini çekiyordu simdi. Oldugu yere yigilip
kaldi.............
Birkaç ay sonra...
Iki doktor konusur. Doktorlardan biri digerine karsidaki
hastanin durumunu soruyor ....
- haaa o mu, üç ay önce getirdiler elindeki cep telefonunu
hiç birakmiyor, kendisi yüzünden bir genç kiz intihar etmis,
o günden sonra o cep telefonu her zaman elinde devamli bir
seyler yazip birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim o
uyurken gönderdigi numarayi aradim hayret ki numara 3 ay
önce iptal edilmis, ve gelen mesajlarda bir siir:
“Sadece onlari sevmeyi sevdim Hepsini onlarsiz yasadim da
Bir seni sensiz yasayamiyorum Bu aski tek kalpte
tasiyamiyorum Sana yemin güzel gözlüm Sana yemin güzel
gözlüm bir tek seni sevdim Ve seni severek ölecegim, ELVEDA
BIRTANEM.......”
Papatyam..
Sana olan sevgim öyle bir yangın ki ...Yıllardır kopan
fırtınalar onu sadece körükledi...Her zaman sevginle yeniden
inşa ettim külden yerleri...Dudaklarınla tekrar yaktım o
dingin yerleri..
Sana olan sevgim öyle yeşil ki ...Uçsuz bucaksız...Her
yağmurda çamura bulanan o yeşil güneşinle kuruyup benzendi
yeni renklere...
Sana olan sevgim öyle bir okyanus ki...İçinde bir damla
olamadı kimse..Tüm okyanus senin yağmurlarınla
büyüdü;derinleşti..Öyle bir okyanus ki ;sen varsın her
damlasında..
Sana olan sevgim öyle bir ışık ki....Güneşi aratmıyor
gecelerime...Apaydınlık kör karanlık bile seninle..
Belki büyük sevgin bunların nedeni...Belki yalansız
sadakatin...
Vurdum duymazlığın,asiliğin,sertliğinin ardındaki o sıcacık
yüreğin...
Düşünüyor musun bilmiyorum geçmişi benim kadar...İlk
ellerimizin kenetlenmesi,ilk öpüşün,ilk bakışın...Hep vardın
sanki...Hep sendin...Herkeste senden bir parça vardı..Ne
kadar aptalmışım halbuki...Kimse sen olamaz ki...
Kimselerin görmediği;benim bile sadece
hissettiğim;dokunmadığım,göremediğim,duyamad ığım o eşsiz
yüreğin...
Dilinden çıkan,yüzünden geçen,satırlara döktüğün her ne
olursa olsun;biliyorum ki SEN HEP VARSIN,HEP OLACAKSIN o
eşsiz yüreğinle...İyi ki bensin;iyi ki senim...İyi ki
benimsin;iyi ki seninim...İyi ki varsın papatyam!
Vakit,
gecenin sonsuz karanlığına bürünmüş. Binbir sıkıntı sarmış
benliğimi. Bir yudum su diye inleyen hasta gibi muhtacım
seninle konuşmaya. Nerdesin? Uyur musun şimdi? Arasam, bir
sıcacık merhabana ihtiyacım var desem; ne dersin? Kızar
mısın düşüncesini aklımdan geçirmek istemiyorum.Çünkü
dostumsun diye biliyorum.Elbette arayacaksın, dediğini duyar
gibi oluyorum.
İçimi acabalar sardığında senin sevgi dolu gözlerini
görebilsem nasıl rahatlayacağım, ama yoksun. Varlığınla beni
nasıl sarıyorsun, bir bilsen. Maddeden ötesin. Hani pamuk
şekeri vardır, yediğin an tadı damaklarına yayılır ama
anında yok olur. Sen sakın yok olma, sevgi tadında yaşa.
Beni ben yapan her ne varsa, sende de bunları gördüğüm için
mi bu kadar bendesin? Bence sen, varlığındaki değerlerle
sensin, bence sen ruhuma uzattığın kementle varsın.
Acımdasın, sevincimde, gözyaşımda, uzanan elimin
sıcaklığındasın. Uzaktayken nasıl yanımda olabiliyorsun?
Mutluluktan uçacakken seni aramak ve sevincimi paylaşmak
istiyorum. Acımda ben seni arayamıyorum, yalnızlığın kalın
kabuğuna çekilmek ve unutmak istiyorum dünyayı, insanları.
Ama sen... sen bırakmıyorsun. O derin dehlizde karanlıklar
içinde bir ışık var, o ışığa doğru bilinmez bir neden
çekiyor beni. Gözyaşlarım çiçek oluyor yüzümde ışıkla. Ve
ellerimde çiçeklerle çıktığımda karşımda seni buluyorum.
Kimsin sen?
SEVGİYE
DAİR
Ey Güzel İnsan!
Sessiz sevdaların bitiremediği, sözcüklerin ifade edemediği,
bahar aylarının
varlığını kıskandığı...
Sen... Sen içimin ince büyük derin sızısı..! Seni
Seviyorum...
"Seni seviyorum" derken eriyorum, her eriyişimde bir kez
daha "seni seviyorum" diyorum.
Hepsi bu; "Seni seviyorum"...
SEVGİNE İHTİYACIM VAR, bana yaklaşan durağanlaşmış beyninde
ki düşüncelerin nokta
bitişlerine. Uzaklarda olduğumu düşlediğinde, senden bir
nebze uzaklaşmadan, senli
dünlerde ayakta kalma çabalarıma inanmana, parmak uçlarımda
ki hislerimden,
acılarına sebebiyet verenlere olan nefretimin büyümesine
olan engelleme çabalarına
sahip çıkamayan beynimin, aslında kendine verdiği sızılardan
vazgeçme gayretleriyle
cebelleşip duruyorken, bakışlarındaki ışığa ihtiyacım var.
Benliğimde bastırdığım
sana olan vazgeçilmez hislerimi beyninde açığa çıkarma
duygularımın, yüreğimdeki
fırtınanın dinmediğini, cümlelerimin arasına sıkıştırılmış
göğsümün o ince
sızısından, göğsünün sol yarısına akan hislerimi anlamana
ihtiyacım var. "Seni
sevdiğimi daha önce söylemiş miydim?" cümlesinin
dudaklarından çıkarken "hayır" diye anlamsız bir cümle kurup
sesindeki sevgiyi
defalarca duymak isteyen "ben" in sana ihtiyacı var. Yanan
kalemime dokunmadan
sevdalı kalemimin ucundan dökülen yazıların sana ait
olduğunu bilmene ihtiyacım var.
"Sen"i kaybetmekten her adımda korkan benim sevdanı bilmeye
ihtiyacı var...
Ağla! Ben de ağlarım, göz yaşlarım özlemine az kalır,
buralarda nem var! Nem varsa
sende kalır daha çağırırken beni anı bile kalmaya tenezzül
etmeyen o dağ
dorukları... Sömürgem yaslar durur sesime kırgın
ayrılıkları... Ağla sömürgem...
Belki dönemem; oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz
kalır, kış yanar, düş
üşür yüreğimde... Ağlarım göz yaşlarım yine beyaz kalır.
Bir tür gurur bu... Bir gün nasılsa ve hiç olmadık bir anda
alınıp kopartılmadan,
kendi ellerimizle onu yok etmek bizim gibilerin mutluluğuna
tahammül edemeyen bu
hayata bu hayatın zorba kurallarına bir tür baş kaldırış...
Yağmur yağacak az sonra, hep ağlamaklı olurum yağmur
yağdığında. Yüreğim üşür,
gözlerim üşür, içimdeki kuşlar uçar gider...
Mektuplar
-3 -
|