|
Platonik aşk üzerine mektup
Sana uzaktan bakıyorum. Sana bakmak inanılmaz mutlu
ediyor beni. Sen gidince aklım da senin peşinden
sürüklenip gidiyor, yüreğim de.. Yanında biri mi
var, ona bir şey mi söylüyorsun, onunla gülüyor
musun.. içim yanıyor. Ama senden sonra gördüğüm o
insan birden senden biri oluyor. Senin baktığın her
yer artık güzel, senin konuştuğun her insan, özel
oluyor.
Sen evine şu yollardan gidiyorsun. Ardından
yürüyorum. Beni fark etmiyorsun. Önünden geçtiğin
evlere, gölgesinde yürüdüğün ağaçlara, her gün
bindiğin otobüse bakıyorum. Senin gözünle bakıyorum.
Sen yokken de o yollardan defalarca geçiyorum. Senin
kokun, senin havan, senin auran sinmiş havaya..
Sanki seni soluyorum.
Akşamları ne yaparsın acaba? Sofraya oturduğun zaman
yanında kimler var? Hangi yemeği severek yersin,
neyi sevmezsin? Kitap okur musun? Hangi kitapları
seversin? Ne tür filmlerden hoşlanırsın? Televizyon
izler misin? Gece sokağa çıkar mısın? Arkadaşlarınla
en çok neye gülersin? En çok kim kızdırır
seni..Hangi futbol takımını tutarsın?
Bilmeliyim. Senin hakkındaki bütün ayrıntıları
öğrenmeliyim. Çünkü ben de o filmlere gideceğim, ben
de o dizileri izleyeceğim, ben de o yemekleri
seveceğim ya da nefret edeceğim. Bilmeliyim. Baştan
kuruyorum dünyamı. Seninle yaşamaya başlıyorum.
Onca kalabalığın içinde, karmaşık yaşamın ortasında
eğer sen varsan daha seni görmeden bir kuş gibi
çırpınmaya başlıyor yüreğim. Bir ışık çarpıyor
yüzüme, bir sıcaklık yürüyor göğsümde. Anlıyorum ki
sen varsın. Sen ordasın. Sen gelmişsin. Bakmadan,
başımı çevirip seni görmeden varlığının farkındayım.
Ey uzak uzak baktığım.. göz göze gelmeden, saçını
okşamadan, değil bir rüyayı bir cümleyi paylaşmadan
sevdiğim sevgilim. Bir aşk filiz verdi, fidan verdi,
kök saldı içimde. Onu sana göstermek için ömrümü
veririm.
Özlem üzerine aşk mektubu
Sevgilim
Sen gideli kaç saat oldu ? Kaç gün geçti, kaç hafta..?
Saymadım.. Bana yüzyıllar geçmiş gibi geliyor. Son anda
sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis
içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen
onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. oysa hepsi benim
gözyaşlarımla ıslak..
Sevgilim özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden
bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli
değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor
beni, kuşatıyor . Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor
içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını
verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen
varsan içinde, geçerli...
Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime
vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım.Uykularım
bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. gözlerim kapanır
kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp
seni, benden uzaklara götürüyor.
Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm
sevdiğim, bir tanem, gözbebeğim.. Yüreğimden mühürlendim
sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor
yokluğuna.. Sevgilim hayatı sende buldum ben, tükenirsem
sen tüketirsin beni.
Yoksun, gittin, tek başına koydun... Bu nasıl bir
özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek..
yanıyorum..Yetti artık, yetiş n'olur dayanamıyorum.
Ayrılık üzerine aşk
mektubu
Sen gittin.. Bir zifiri karanlık, bir zından yalnızlığı,
ağır bir boşluk bıraktın geride. Gittin ve dönmeyeceksin bir
daha. Haklısın gidişinde, bu aşkı bitirmekte haklısın. Tek
söz söyleyemedim. Yüzüne bakamadım. Karşında ağlamadım.
Eridim, tükendim, bittim. Sonsuzlukta bir insan nasıl olur..
sesi soluğu nasıl duyulur?
Elveda aşkım.. Elveda sevgilim. Sen kendini hiç böyle
gereksiz, böyle değersiz, böyle yapayalnız hissettin mi?
Ayrılık ölüm kadar acı ve soğuk.Aynalara bakıyorum. Aynada
gördüğüm ben değilim. Gözlerim cehennem ateşi.. dudaklarım
mühürlenmiş. Ellerim titriyor. Yüreğim kızgın demirlerle
dağlandı. Yokluğunun bedeli çok ağır sevgilim.
Sevinçlerim, hayallerim, umutlarım, renkli dünyam elveda..
Elveda yaşamak.. Yaşamın anlamı elveda. Kimse farkında değil
yokluğunun. Sensiz ne hallerde olduğumu kimse bilmiyor.
Anlamıyor yitip giden bir aşkın kederini.
Düne kadar en yücesini yaşadım mutluluğun, ayaklarımın
altından kayıp gidiyordu toprak, denizlerin ovaların üstünde
uçuyordum. Güneş kadar yakındı bana aşk. Güneş kadar sıcak
ve parlak. Bıraktın birdenbire, kanatlarım kesildi. Hızla
çakıldım yere, boşluğun içindeyim, şimdi hiçbir şeyim.Oysa
dünyanın en zenginiydim. Bütün çiçekler bizim için açardı,
bizim için ballanırdı meyveler, ekinler bizim için
bereketli, sular bizim için çağlardı. Şimdi toz duman içinde
kızgın bir çöldeyim. Yönümü yolumu şaşırdım. Sam
rüzgarlarına bıraktım gövdemi, sürüklenmekteyim.
Sen bensiz nasılsın, bilmiyorum. Rahat mısın, mutlu musun,
bu kadar çabuk beni unutur musun?.. Nasıl birden mazi
olursun?
Düne kadar gözlerinden aşkı içtiğim, dudaklarında yüreğimi
erittiğim, uğruna bıçaklar çekip dünyaya meydan okuduğum ey
sevgili nerdesin? Kimlesin?.. kimlerlesin?.. Kimlerle
oynaşır gönül eğlersin? Ben burada, terk edip gittiğin
yerdeyim.
Elveda aşkım.. Elveda birtanem.. Elveda sevgilim! Elveda
sana..
Karşılıksız aşk
üzerine mektup
Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyaşı döktüm senin
için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla
uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek
için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında
titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün
çiçeklerini önüne sererdim.
Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş,
onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır
hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın
yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı
gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden
bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun
kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim. Adına
yalnızlık dedim. Sensizlik dedim.. Sen beni
bilmedin, beni tanımadın, beni sevmedin.. Bu bir
ölümdü, bu bir fermandı .. Bıçak kesmez artık beni,
ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün
değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme
kapandı. Amansız acılar içindeyim.
Ey Sevdiğim.. Ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi,
bir sen bilmedin. Yalnızlığın diğer adı aşka
karşılık almamaktır. Kaçılamayacak kadar yakın,
tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin.. Benim aşkıma
yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim
yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana
seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların
bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım
ki beni hiç duymayacaksın.
Sana sitem edemem. Sana kırılamam. Bir tek dileğim
var senden, son bir tek isteğim. O da MUTLU OLMAN.
MUTLU OL SEVDİĞİM.. BİRİCİĞİM.. AŞKIM. NEREYE, KİME
GİDERSEN GİT YETER Kİ SEN MUTLU OL...
İhanet üzerine mektup
Sana hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bütün
sözcükler yetersiz.. Hiçbir şey yazmak istemiyorum.
Engin denizlerde kulaç attığım, üstüme gökkuşağını
kuşandığım bu aşk yalanmış. Şimdi karanlık sularda
boğuluyorum. Gökyüzü kurşun gibi ağır. Ne yana
dönsem yalan. Gülüşler yalan, vaatler
yalan..İnsanlar yalan. Ben seni mi sevdim..Senin
gözlerinle mi baktım dünyaya.. senin ellerinle mi
çiçek derledim.. sevinçti, aşktı göğsüme bastım.
Kocaman bir yalanı seninle mi yaşadım?
Gözlerine baktığım zaman cennet bahçesine geçerdim..
Bir aldatmacaymış, kötü bir rüya.. Kötülüğün bile
bir yüzü vardır, bir görünüşü.. ama en beteri
buymuş.. bu aldatmaca. Bir masal olsaydın razıydım,
bir şiir olsaydın, alır saklardım.Güzel bir yüz
kalırdı senden geriye, hoş bir anı.. kimsenin
dokunamıyacağı bir tarih. Ama hiçbir şey kalmadı..
Bir yokluğu varsaymışım. Bir HİÇ’e sarılmışım. Çölde
serap bile değilsin. Serabın gizli ışığı vardır. Sen
ışığı yutan karanlık.. bir kör kuyu.. Ben kör
kuyularda kaynak suyu aramışım.
Nasıl olsa biterdi bu aşk. Ama unutulmaz bir hatıra,
gençliğin en güzel anısı olarak kalsaydı.. Sen
hiçbir şeyin değerini bilmedin. Kökün çürük,
yaprağın kül, meyvan zehirmiş. Ben seni aşkın yerine
koymuş aldanmışım. Kabahat sende değil, ben insan
tanımamışım.
Sana karşı öfke duymuyorum, kırgın değilim, kızgın
değilim.. Çünkü sen zaten yokmuşsun. Asıl kızılacak
kişi benim.. Küçücük bir toz tanesini bir mücevher
sanmışım. Senin ihanetin bana koymadı..Beni
kahreden, beni yokeden, beni bin pişman eden tek
şey.. bir aşk yaratmış tek başına yaşamışım. Sen
zaten yokmuşsun ki.. senin neyine yanayım
Sevgiliden özür
dilemek için mektup
Sevgilim sana nasıl söyleyeceğim, nasıl yazacağım..
Kelimelerim yetersiz, kalemim tutuk. Sana öyle
hasretim ki bütün sözler ifadesiz. Senden önce
yaşamamışım, senden önce ben ben değilmişim.Sen
gittiğinden beri yine kendimde değilim. Seninle
yaşadıklarım yetmiyor, anılar kalbimin acısını
dindirmiyor.Ayrılık kapıyı çaldı, seni benden aldı..
artık içeri hiç kimse giremiyor.
Sevemiyorum kimseyi, gözlerim senden başkasını
görmüyor. Ellerim senden başkasına gitmiyor.
Dudaklarım senden başkasını öpmüyor. Geceleri bir
yorgan gibi çekip üstüme, karanlığı örtüyorum. Uzak
yıldızların ışığı bile bu karanlığı delip geçmiyor.
Yıldız yok, ay yok, bulut yok.. umut yok sevgilim.
Umutsuz yaşanmıyor.
Sokağa çıksam attığım adımlar boşlukta geziniyor,
yağmurlar yağsa damlalar bana seni söylüyor.
Çiçeklerin boynu bükük, güneş bitmiş. Dünya benden
hesap soruyor. Bu ceza çok ağır sevgilim, bana reva
gördüğün bu ceza çekilir gibi değil. Yüreğim
sökülüyor.
Hatamı biliyorum, yanlışın farkındayım. Senden özür
dileyecek yüzüm yok. İstersen kapının eşiğinde küçük
bir taş olayım itip kaktığın, yeter ki uzaklara
fırlatıp atma beni. Pencerende bir kuş olayım,
elinin tersiyle uçurma beni. İnce parmaklarında
solgun bir çiçek olayım, buruşturup kırma beni..
Susup gittin, çekip gittin. Bir namlunun ucuna
kurşunu sürüp gittin. .Ama öyle kaskatı öyle ağır ki
ruhum, can damarım kesilse bir damla kanım akmaz.
Gözlerim ufka dikili, bir küçük kızıl ışık
bekliyorum senden..Bir aydınlık teli.. Bir umut..
affeder misin beni?
Nazlı sevgiliye
aşk mektubu
Biliyorum sen de seviyorsun beni. Gözlerinden
okunuyor, uyku gibi, yağmur gibi, duman gibi aşk
dökülüyor gözlerinden. Beni sevmediğini söylerken
dudaklarının kıvrımında öyle bir işaret görüyorum ki
sevdiğini söylüyor. Elini tutuyorum, elimi iterken
elin, yanarak titriyor.
Biliyorum sen de seviyorsun beni. Bazen hiç ses
vermiyorum sana, beni çağırıyorsun, adımı
sesleniyorsun, yüreğin beni arıyor. Uzaklara
giderken beni de alıp götürüyorsun, yoksa bu kadar
çınlar mıydı kulaklarım ?. Akşam yıldızına bakarken
ben geçiyorum aklından, yıldız birden ışığa kesiyor.
Beklenmedik bir zamanda, umulmadık bir yerde ansızın
karşıma çıkıyorsun, gözlerimiz karşılaşınca yüzünü
çeviriyorsun. Benim yanaklarım alev alev..senin
dudakların nar çiçeği.. bir rüzgar esiyor aramızdan
görmezden geliyorsun. En yaşanacak zamanda saatler
boşa akıyor, çileler sarıyorsun.
Sevgilim, benim nazlı sevgilim.. Neden bu cefa ?
Neden susuyorsun? Aramızda niçin bu kadar insan,
neden bu kadar engel koyuyorsun ? Sevgilim her şey
bahane.. bütün söylediklerin.. Kelebek kanadı kadar
ince, yağmur damlası kadar temiz bir aşk bu..
Korkmana, kaçmana gerek yok.
Sevgilim, biliyorum sen de seviyorsun beni, itiraf
etmiyorsun
Biliyorsun,gayem
sana zarar vermek,seni incitmek,kırıp dökmek
değildi.Yılar yılı açı çekmiştim, istemediğin bir
ortamdaydın ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler
yapmıştın.Acına,yaşam mücadelene ortak olup yüreğimi
yüreğine,ömrümü ömrüne katip seni mutlu edecektim
Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabullenip
,bu sevgiyi yaşamanı istemiştim Yüreğim tahtı da
tacı da sana vermişti. Yalnız seni
istiyordu.Yüreğimde kalıp saltanat sürmek varken
beni sıradan bir şeymişim gibi elinin tersiyle
ettin. Çok sevilmek bu kadar kötü müydü?Gerçekten
böylesine ağır mıydı ki?
Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da,kocaman bir
iğrenç oyu oynamışsın. Hayatıma bilmediğim anlamlar
getirmişsin .Gözüm kapalı hayatimi ortaya koyduğum
bir kumar oynamıştım.Yasini seni kazanacaktım,ya da
kendimden ya geçecektim .
Hem seni kaybettim ,hem de kendimden vazgeçecektim.
Var miydi böyle kimsesiz darmadağın olmak biçare
kalmak ,var miydi?
Keşke beni böyle ödüllendireceğine,hiç ödül
vermeseydin. Onca yüreği senin yüreğine feda ettiğim
halde yüreğin kocaman sevdamı alabilecek kadar
büyümedi.
Ben de sana büyük bir sevgiyi vermekte diretiyordum.
Bu kadar direttiğim için beni bağışla... sevmek
ölümüne cesaret, buzdan değil ateşten yürek ister.
Adı üzerinde sevdaydı bendeki, zorda sevdayı
büyütmek kolay değildi elbet. Bütün güzellikleri
bütün kainatı seni sevmesi için birine verseydin,
yine de bu kadar sevilemezdin. Hiç kimsenin yüreği
benim ki kadar büyük ve deli olamaz.
Beni kırgınlıklarla çelişkilerle, cevabı sende olan
bir sürü soruyla ve bitmek tükenmek bilmeyen ‘’
keşke’’ lerle bıraktın. Bana onca acı verdin ama
yüreğim düşman olamıyor. Her gün alabildiğine
yanıyor, istesem de istemesem de seni özlüyor seni
istiyor.
Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı hiç düşünmeden
koparıp atardım. Sevdan beni divane etti, beni
asileştirdi, kendime sözüm geçmiyor artık. Başımı
ellerimin arasına ne ilk ne de son alışım. İlk açım
değil ama en büyük açımsın. Bir limandayım ve senin
bindiğin gemi çoktan uzaklaşıp gitti. Bunu
kabullenemiyorum, zoruma gidiyor canımı acıtıyor.
Sen yüreğimde bir hasret en büyük ve hiç
kapanmayacak bir yara olarak kalacaksın. Yarım
kalmışlığım, unutulmazımsın. Yüreğimin sarayından
seni kovmuyor, tacı da tahtı da sensiz bırakmıyor.
ESKI ASKIM'A (o
kendini biliyor)
Hiç inanmamıştım aşkım, hem de hiçbir zaman
inanmamıştım. Beni kendime düşman edip kalbimin bir
yarsını söküp alıp gideceğine... Benden başka herkes
biliyordu oysa, senin günün birinde beni yarı yolda
bırakıp gideceğini. Şu kahrolası dünyada bir ben
vardım zaten sana inanan, güvenen, seven ve her
zaman her şartta destek olan. Ama sen sana
inanmayanları haklı çıkardın ve beni terk ettin.
Seninle birlikte kurduğum dünyayı yerle bir edip
gitmene ne sebep oldu bilmiyorum. Ben yalnızca sana
aşık değildim sen benim en iyi dostumdun. Neler
yapacaksam danışırdık birbirimize, hayatımızı
paylaşırdık. Ağlamaktan korkmazdım. Biliyordum ki
ağladığımda sen yanımda olup göz yaşlarımı silerdin.
Artık ağlamıyorum bile. Seninle ilgili her hatıra
acıtıyor yüreğimi. . Nefes alamiyorum. . . Ebru
Gündeş’i dinlemiyorum. Bütün resimlerimizi
kaldırdım. Kimsenin senin hakkında konuşmasına izin
vermiyorum.. Hayatta en nefret ettiğin şeyi
yapıyorum yani. Artık uzun yıllar yaşamanın pek
anlamı yok öyle değil mi?Ne için yaşayacağım ki!
Seninle birlikte hayallerimi de kaybettim ben.Tek
katlı bahçeli ve bahçesinde köpekleri olan bir evim
olmayacak artık. Domates, biber, sebze yetiştirmeyi
de öğrenemeyeceğim. salonumuzun tavanını balıkçı
ağıyla süsleyemeyeceğiz.Sana sürpriz
yapacaktım,yatak odamızın duvarlarını sana yazdığım
aşk mektuplarıyla ve en güzel fotoğraflarımızla
süsleyecektim. Bütün hayallerime evime
çocuklarımıza, mutlu geleceğimize emin olduğum
geleceğimize veda etmek kolay mı olacak sanıyorsun.
Seni aramıyorum diye, bu kez peşinden gelmedim diye
unuttuğumu zannetme. Her zamankinden daha çok
seviyorum seni. Şu an şu saniye uğrunda ölebilecek
kadar çok seviyorum. Öfkem de aşkımda dinmek
bilmiyor.
Senden sonra ben nasıl yaşarım bilmiyorum, ama senin
hep mutlu olmanı isterim. Birlikte geçirdiğimiz
yıllar içinde seninle yaşadığım her an özeldi, her
anı doyasıya yaşadım. Beni çok mutlu ettin. Zaman
içinde kızgınlığım geçince seni hep o güzel
günlerimizdeki hatıralarla anacağım. Yıllar sonra
ben eğer aklına gelirsem bil ki pencerenin önünde en
sevdiğin şarkıyı mırıldanıyorumdur yıldızlara “Dün
akşam yine benim yollarıma bakmışsın...”
ESKI ASKIM'A
Soğuk bir sonbahar akşamıydı. Hava kararmış, yağmur
başlamıştı. Düşlerimize yağmur yağıyordu ellerimizi.
Gözlerin donuk bedenin halsizdi.
Gizli bir el kalkış hazırlanan otobüse binmek için
seni sürükler gibiydi. Sanki kalmak istiyordun.
“baharda dönerim” demiştin hatırlıyor musun ?” Sakin
beni unutma bekle.”
Ben seni unutmadım sevgili, ben seni unutmadım.
Bütün kış baharda döneceğin günün hayaliyle ısındım.
Minik öpücüklerle uyandırıp güneşin doğuşunu
gösterecektim sana. Çiçeklerin, denizin, kumasalın,
güneşin tadına birlikte varacak , gün batımlarında
denizle birleşen ufuk çizgisini birlikte seyredecek,
ay ışığında mutluluk şarkımızı söyleyecektik.
Yalan değil kaçamak sevdalara takıldım yokluğunda
bir süre. Sana benzeyen her şeyi sevdim ben. Sevdiği
her şeyde senden izler vardı. Aradığımı buldum
sandım ama yanıldım , bulduğum sen değildin. Olmadık
zamanlarda aklıma düştün, zamansız yaralandım. Her
sabah seni bulmak için yolara düşmek geldi içimden
ama gidemedim .
Yalnızlığın acısıyla gurur satın alır oldum her
gece. “Gelir” dedim kendi kendime, “Söz verdi
gelmesi gerek.” Bekledim.Kendimi param parça
hissetim ama yine de sana kızamadım.Unuttum kötü
sözlerini Unuttum kapında bekletildiğimi.Unuttum
telefonlarıma cevap vermediğini, kavgalarımızı
unuttum.
Bir tek seni unutmadım sevgili, bir tek seni
unutamadım. Hep dönmeni bekledim. Zamanla alıştım
acılara , ölüm ilanlarında kendiliğinden siline
adreslere. Alıştım sevdiklerimin yokluğuna. Ama
yalnızlığa alışamadım, hasrete alışamadım,
sensizliğe alışamadım. Hep dönmeni bekledim.
Olamadı gülüm bir araya gelemedik. Oysa daha yolun
başındaydık, tomurcuktuk daha çatlamaya hazır. Bahar
gelmeden ayrıldık. Şimdi artan yalnızlığım , büyüyen
yokluğu var . duvarlarda gözlerinin izi , kapı
kollarında parmak izlerin saklı. Sen neredesin
sevgili, varlığın nerede ?. bir mevsim döndü , sen
dönmedin .
Düşlerim böyle dağınık değildi eskiden. Kara
bulutlar gibi kümelenip bir yere, acılarım yüreğimde
çöreklenmişti gece yarılarında. Özlemlerim hiç bu
kadar olmamıştı gün ışığına. Hasret bu kadar
büyümemişti. Şimdi göçebe olmuş yüreğimle her sabah
yeni yolculuklara çıkıyorum. Umudun türküsünü
söylüyorum öksüz bakışlarımla.....
Sana nasıl
anlatsam bilmiyorum. Ama bildiğim tek ama tek şey
seni delicesine çok sevdiğim. Seninle öyle
bütünleştim ki ayrılmak değil kopamıyorum senden. Ne
seni bırakabiliyorum; ne de kendimi hiçe sayıyorum.
Bunların ikisini de yapamıyorum. Çünkü artık
düşünemiyorum. Kafama, benliğime o kadar
yerleşmişsin ki; seni oradan çıkartmak olanaksız.
Belki kendimi küçük düşürüyorum ama sevgide küçük
düşme söz konusu olsa bile seve seve senin için her
adımı atarım. Seni o kadar çok sevdim ki artık aşkım
senden bile öte. Seni sevdiğimi dağlara, taşlara
kısacası her yere; bütün kainata haykırmak istiyorum
Seni Seviyorum!!
Bu kelime topluluklarını defalarca senin için ama
yalnız senin için tekrarlayabilirim. Biliyor musun;
seni sevdiğimden beri artık çevremdeki her şey
gözüme daha güzel daha hoş ve de daha ümit verici
gelmeye başladı çünkü onlar bana seni
hatırlatıyor...
Dağlar gibi sende içimde çok büyük tutunulması zor
bir yerdesin. Tepeler gibi sende içimde ulaşılması
zorsun. Zirveye sadece bir kişi çıkar senin
yaşamında; işte o da ben olmak istiyorum zirvede tek
ben; BEN VE SEN...
Su gibi berraksın ama içimdekileri de alıp
götürüyorsun,yol gibi senin de sonun yok; yani seni
sevmenin sonu yok... Bu böyle nereye kadar sürer
bilemem tabi. Bunu ben belirleyemem; ama şunu bil ki
seninle ölüme bile varım..!
Sensiz geçen bir gün değil bir salise bile düşünemez
oldum. Sen benim; benliğim, varlığım, hayatım,
geleceğim, çılgınlığım, sevincim, mükemmelim,
sevdiceğim kısacası her şeyim her şeyimsin...
Sensiz bir hayatın oksijensiz yaşamdan farkı yoktur.
Aldığım nefes içtiğim su yürüdüğüm yol her şeyde sen
ve senden izler var.
Seni seviyorum ,Seni seviyorum,Seni seviyorum,Seni
seviyorum,Seni seviyorum...
BİR
GÜN BİR MEKTUP YAZDIM VE HAYATIM DEĞİŞTİ
Sen o yıllarda kadere inanırmıydın bilmem... Ama ben
inanmazdım...Hayatımıza kendi irademizle yön
verdiğimizi,her şeyin bir nedeninin ve açıklamasının
olduğunu ve seçimlerimizle yollarımızı kendimizin
çizdiğini sanırdım...Tesadüflerin ve kesişmelerin
birbirine görünmez iplerle bağlı olduğunu,anlaşılmaz
bir sırrın büyüsüyle ömrümüze onların şekil
verdiğini bilmezdim...sonra bir gün bir mektup
yazdım ve kaderimle tanıştım...O yıllarda o mektubu
neden yazdığımı ve niçin bir başkasına değil de sana
yazdığımı açıklayamazdım...Aradan geçen onca yıldan
sonra şimdi geriye dönüp baktığımda,hayatımı
değiştiren o mektubu bana yazdıran şeyin kader denen
o tuhaf, o anlaşılmaz, o karşı konulmaz gizemden
başka bir şey olmadığının farkına varıyorum...Ve
sessizce tanrıya gülümsüyorum...
Bir gün bir mektup yazdım sana... yüzünü
değil,yalnızca sözlerini bilirdim o zamanlar...mektupda
değildi aslında...O gri şehirde gözlerimi kapatıp
daldığım uykularda rüşalarıma giren çocukluğumun o
kırık dökük birkaç anısıydı gönderdiğim...Bir
güvercinin ayağındaydı o mektup...Adresini onun
kulağına fısıldayan,kaderin o açıklanamaz
mucizesinden başka bir şey değildi...Öyle derin bir
umutsuzlukla bağlıydımki hayata, o güvercini bir
daha asla geri dönmeyecek sanıyordum...Çocukluğuma
dair o kırık dökük anıların senin kaderinle
buluşacağını o zamanlar bilmiyordum...
Günler sonra aynı güvercin yeniden kondu
pencereme...Ayağında bir mektup bağlıydı...Yüzünü
görmediğim ama sözlerini bildiğim o sevgili
yüreğinden geliyordu mektup...O zarfın içinde
kaderim gizliydi...O zarfın içinde şimdi sessizce
gülümsediğim tanrının mucizesi gizliydi.
Duygularımı paylaşabildiğim sizler iyi ki
yanımdasınız… Ve ne olursa olsun
biliyorum ki her zaman yanımda olacaksınız…..
Yine yazıyorum özgürce, özgür olduğum tek şeyde. Bir
de ağlıyorum ağlayabildiğim
bir yerde, ağlayabileceğimi hissedince!!! Bazen de
gülüyorum ,elimden
geldiğince, becerebildiğimce. “Sen ne yapıyorsun”
demiyorum. “İyiyim” diyorsun
ben susuyorum.
Sen soruyorsun “sen ne yapıyorsun”, “ben mi
diyorum?, “Evet” diyorsun. Senin
kadar olmasa da çok şey yapıyorum. Siyah ol
diyorlar, siyah oluyorum. Ak ol
diyorlar, ak oluveriyorum. Gül diyorlar,
gülüyorum... Ağlama diyorlar susuyorum.
Vazgeç diyorlar VAZGEÇİYORUM her şeyden. Sevdiğimden
de, sevmediğimden de…!
Bırak diyorlar, bırakıyorum bütün ipleri, hayalleri.
Seni düşünüyorum umarsızca, hayallerim suya düşüyor
su kalıyor kuyuda. Hepsi bir
kenara hayalleri kurtarayım diyorum. “Bırak oda
kalsın” diyorlar. Bırakıyorum
oda kalıyor. “Yak” diyorlar, yakıyorum. Bir kibrit
çakıyorum her şeye. Aya,
yıldıza, buluta… Sonra kendime…! Ay sönüyor toprağa
düşüyor, yıldız kül kül
olmuş savruluyor, bulut duman duman dağılıyor. Bense
köz köz çırpınıyor. Hepsini
geçtim bari ben diyorum. “Yak oda bitsin” diyorlar.
Yakıyorum, ben de bitiyorum.
Aslında çok şey yapıyorum. Yapamadıklarımın dışında
çok şey. Kendim olmadan çok
şey. Senin kadar olmasa da çok şey. Bak yine
birseyler tükendi icimde..
TÜKENİYORUM ELİMDE OLMADAN, YAVAŞ YAVAŞ…
Bir sen varsın “öl” demeyen. “Günaydın” diyorsun
“günaydın” diyorum. “Güneşin
ışığından aldığın ışıltıyla aç gözlerini” diyorsun,
gülüyorum. “Ayın ışığından
kalan mahmurlukla başla güne” diyorsun,
durgunlaşıyorum. “Önce dik dur, dik dur
ki günün de, ömrün de dik geçsin” diyorsun,
güçleniyorum. Sonra ağlıyorum; “Ağla
rahatlarsın” diyorsun, susuyorum. “Şimdi anlat”
diyorsun. Anlatıyorum. “Haklısın
ama alacaklı değilsin” diyorsun, kızıyorum.
“Hayat bu, ama ben varım” diyorsun. Susuyorum.
“Dost” diyorsun, “dost” diyorum.
“Çalınacak kapı mı var ben zaten buradayım”
diyorsun, “BİLİYORUM” diyorum.
Ve ben daha konuşmayı öğrenmeden sana duygularımı
anlatmaya çalışıyorum….
Mükemmel Olmak Istemiyorum
Eger mükemmellik;Senin aramamana karsilik gurur
yapip aramamaksa,Kizdigim anda icimden sana sarilmak
gelse de ders vermek icin soguk davranmaksa,En
özledigim anda çok sabirli ve dayanikli oldugumu
göstermek istercesine belli etmemekse,Eski asklarini
deli gibi kiskanirken cok anlayisli oldugumu
ispatlamak icin susmaksa,Saatlerce sadece seni
düsünüp,sana aglayip biri sordugunda ''Yok canim onu
düsünmüyorum'' diyip güçlü görünmeye calismaksa,Ben
mükemmel olmak istemiyorum!!Çünkü seni sadece sen
oldugun için seviyorum.Bir ömür boyu sana
kavusamasam da seni sevdigime hic pisman olmadim ve
olmayacagim.
Mektuplar -2-
|